Yağmuru Bile

Yağmuru Bile; Amerika’nın Keşfi’ni anlatmak için Bolivya’ya giden bir film ekibinin bir taraftan film endüstrisiyle ilgili çıkmazlarını anlatırken bir taraftan halkının suyunu büyük şirketlere peşkeş çekip “yağmuru bile” çok gören devleti ve sömürgeciliği eleştiriyor.  Özelleştirilmesiyle birlikte su, insanların ellerinden alınıp onlara geri satılıyor, yağmur suyunu biriktirmek bile yasak hale getiriliyor. Halk tüm bu kapitalist ilişkiler ağı içinde en doğal ihtiyaçlarının ellerinden alınmasına isyan ediyor ve direniş başlatıyor. Güney Amerikadaki sömürgeleşmenin bugün de hala devam ettiğini anlıyoruz. Kristof Kolomb’dan günümüze hiçbir şeyin değişmediğini de. Eşzamanlı olarak anlatılan iki hikâyede de aslında 500 yıl önce olanlar yine tekrarlanıyor. Bir zamanlar altın için sömürülen insanlar şimdi su için sömürülüyor.

Hikaye çok tanıdık aslında. Akla, yanıbaşımızda, akan bir derenin bile üzerine kondurdukları onlarca Hes i getiriyor. Halkın suyunu kim kullanıyor?

Film içinde çekilen filmin bir sahnesinde yerli kadınlar çocuklarını düşman askerlerin köpeklerine parçalatmamak için nehirde kendi elleriyle boğuyor. Ama rol gereği de olsa yerli kadınlar bu sahneyi oynayamıyor, vazgeçip gitmeye kalkıyorlar. Yönetmen her ne kadar suya bellerine kadar girdiklerinde bebekleri oyuncak bebeklerle değiştireceklerini söylese de kadınlar ikna olmuyor. En son kendini parçalarcasına haykırıyor arkalarından; “Bu sahneyi ben yazmadım! Bu bir gerçek ve yaşandı! Göstermek ve çekmek zorundayız!!”

Biz başımızı çevirdiğimizde gerçekler değişmiyor. Daniel’in elinde megafonla yaptığı bir konuşmada sorduğu gibi:

-Bundan sonra neyi alacaklar? Nefesimizdeki buharı mı, alnımızdaki teri mi?

“Yağmuru Bile” 2010 Fransa-İspanya-Meksika yapımı. Yönetmeni ise Iciar Bollain.