Silkwood

silkwood     Alice Arlen ve Nora Ephron’ın gerçek bir olaydan hareketle senaryosunu yazdıkları ‘Silkwood’, 1983 tarihli bir Mike Nichols filmi. Karen Silkwood bir nükleer santralde laborant olarak çalışırken işyerindeki ihmalkarlık sonucu birkaç işçiyle birlikte radyasyona maruz kalır. Buna, çalıştıkları yerin, işçiyi düşünmeden yaptığı uygulamalar ve kar amacıyla santraldeki sorunların üzerini örtmeleri de eklenince Karen sendikayla işbirliğine gider. Şirketin çalışanları işsiz kalmakla korkutmasıyla diğer işçilerden destek göremez. Santralde olan biteni ortaya çıkarıp gazetelerle paylaşmak için bir savaş vermeye çalışır. Hayatı, vücudundaki yüksek oranda radyasyondan dolayı tehlikeye girse de mücadelesinden vazgeçmez. Ne yazık ki mücadele ettiği şirketler kar hırsı yüzünden her şeyi göze almıştır. İnsan hayatının tabiiki önemi yoktur.

Yönetmen film boyunca Karen’ın içtiği sigaraları, tükettikleri fast food ürünleri, kutu kolaları, yedikleri konserve yiyecekleri ve alimünyum folyo kullanımını göstere göstere sunarken seyirciye, maruz bırakıldığımız ve bize sunulan bu ürünlerin de bir fabrikadaki radyoaktif sızıntı kadar olmasa da sağlığımızı ne denli etkilediğini anlatıyor.

Silkwood bir Holllywood filmi olmakla birlikte günümüz Türkiye’sinde yapılmak istenen nükleer santraller için de iyi bir cevap niteliği taşıyor.  Akkuyu, Sinop ve şimdi de İğneada isimleri telaffuz edilirken filmde santrale gelen sendikacının işçilere anlattıkları önemli: “Yıllar önce kömür madenlerinde tünellere kanaryaları salarlarmış. Eğer kanaryalar düşüp ölürse bir gaz kaçağı olduğunu anlarlarmış. Fakat bu yeni bir endüstri dalı. O yüzden kanarya artık sizsiniz. Sorun şu ki hemen düşüp ölmüyorsunuz. Yaklaşık on yıl sürüyor. Belki yirmi. Bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey şu, kanser oluyorsunuz.”